Jesder, Çevresel Etkilerin Bilimsel Verilerle Değerlendirilmesi Gerektiğini Belirterek, Bazı İddiaların Yeterli Ölçüm Ve Kaynak Gösterilmeden Ortaya Konulduğunu Savundu.
Dernek açıklamasında, “Jeotermal enerjinin çevresel etkilerinin tartışılması, sorgulanması ve bilimsel çalışmalarla değerlendirilmesi son derece doğaldır. Ancak kamuoyunda ciddi endişe oluşturabilecek çevresel iddiaların bilimsel olarak ortaya konulması, bu iddiaların yönteminin ve dayandığı verilerin açık, ölçülebilir ve doğrulanabilir olmasıyla mümkündür” ifadelerine yer verildi.
JESDER, incir, zeytin, pamuk, üzüm ve çilek üretiminin jeotermal santraller nedeniyle olumsuz etkilendiği yönündeki değerlendirmelerin bilimsel açıdan yeterli verilerle desteklenmesi gerektiğini belirtti.
Açıklamada, “Bir bölgede toprakta bor, arsenik veya herhangi bir ağır metal tespit edilmesi tek başına bu maddenin bir jeotermal elektrik santralinden kaynaklandığını göstermeye yetmez” denildi.
“NEM ARTIŞININ ANA KAYNAĞI TARIMSAL FAALİYETLER”
JESDER, jeotermal santrallerin bölgedeki nem oranını yüzde 70-80 seviyelerine çıkardığı yönündeki iddialara da karşı çıktı.
Derneğin hesaplamalarına göre Aydın Ovası’nda yaklaşık 180 bin hektarlık sulanan tarım alanından yaz döneminde atmosfere günlük yaklaşık 11,7 milyon metreküp su buharı salınıyor.
JESDER, baraj ve göletlerdeki günlük buharlaşmanın yaklaşık 315 bin metreküp, Büyük Menderes Nehri'ndeki buharlaşmanın ise yaklaşık 56 bin metreküp olduğunu belirterek, “Havza ölçeğindeki nem artışını JES’lere bağlamak iklimsel ve termodinamik gerçeklerle bağdaşmamaktadır” açıklamasında bulundu.
“JEOTERMAL AKIŞKAN TARIM TOPRAĞIYLA TEMAS ETMİYOR”
Çilek üretiminde jeotermal su kullanımının ürünlerde kurumaya neden olduğu yönündeki değerlendirmelere de değinen JESDER, modern santrallerde jeotermal akışkanın kapalı sistem içerisinde taşındığını ve reenjeksiyonla yeraltındaki rezervuara geri gönderildiğini savundu.
JESDER açıklamasında, “Deneysel olarak jeotermal kaynağı sulama suyuna karıştırmak sahadaki JES uygulamalarını temsil etmez. Mevzuata aykırı deşarj yapılması zaten yasal olarak suçtur ve yaptırıma tabidir” ifadeleri kullanıldı.
“JES’LERİN TARIM ALANLARINDAKİ PAYI YÜZDE 0,05’İN ALTINDA”
Jeotermal santrallerin tarım arazilerini daralttığı yönündeki iddialara ilişkin de değerlendirmede bulunan JESDER, Büyük Menderes ve Gediz havzalarındaki santral binaları ile kuyu lokasyonlarının toplam alanının, yaklaşık 180 bin hektarlık sulanabilir tarım arazisinin yüzde 0,05’inden daha az olduğunu öne sürdü.
“MEVZUATA AYKIRI FAALİYETE İTİRAZIMIZ YOK”
JESDER, jeotermal işletmelerin mevzuata uygun faaliyet göstermesi gerektiğini vurgulayarak, çevreye zarar verdiği somut ölçüm ve teknik belgelerle ortaya konulan işletmeler hakkında gerekli yaptırımların uygulanmasına sektör olarak karşı olmadıklarını bildirdi.
Açıklamada, “Hukuka ve çevre mevzuatına aykırı faaliyette bulunan bir işletmenin yaptırıma tabi tutulmasına sektör olarak herhangi bir itirazımız bulunmamaktadır” denildi.
Reenjeksiyon uygulamasının da mevcut mevzuatta düzenlendiğine dikkat çeken JESDER, bu uygulamanın sanki mevzuatta bulunmuyormuş gibi sunulmasının kamuoyunda yanlış algıya yol açabileceğini belirtti.
JESDER açıklamasını, “Büyük Menderes ve Gediz havzaları hem Türkiye'nin en değerli tarım alanlarından hem de dünyanın önemli jeotermal kaynak bölgelerindendir. Bu iki değeri birbirinin alternatifi veya karşıtı olarak konumlandırmak yerine, tarımsal üretimin korunması ile yerli ve yenilenebilir enerji üretiminin bilim ve teknoloji temelinde birlikte sürdürülebileceği bir yaklaşım geliştirilmesi gerektiğine inanıyoruz” ifadeleriyle tamamladı.