Sednaya’yı unuttunuz mu? Yoksa hiç bilmediğiniz bir yer mi Sednaya? Haydi birlikte Sednaya’ya gidelim:
Etimolojik kökeni Süryanice “bizim leydimiz, bizim hanımımız” anlamına gelen Sednaya, Hristiyanlıktaki Meryem Ana’ya atıf yapan “Meryem’e adanmış yer” manasını taşır.
Sednaya, tarihte Meryem Ana ve kutsallık, koruyuculukla ilişkili bir yer adı iken Zalim Esad’ın işkenceleri ve cinayetleri ile tamamen ters bir sembolik anlam kazanmıştır. Bu durum dilde “travmatik anlam dönüşümü”nün çok güçlü bir örneğidir; kutsal bir ad, tarihsel şiddetle kolektif hafızada karanlık bir simgeye dönüşmüştür. Bu dönüşüm, yalnızca mekânın değil, dilin de travmatize edilmesidir. Kelime artık kökenindeki kutsallığı temsil etmez; aksine, kutsalın nasıl ihlal edildiğini hatırlatır. Bu nedenle Sednaya, sembolik düzlemde kutsal ile zulüm arasındaki kopuşun, hafızanın bastırılmasına rağmen dilde yaşamaya devam eden bir travmanın adıdır.
Sednaya kelimesi, anlamını değil; anlamın kaybını temsil etmektedir artık. Sednaya artık bir yer adı değil; harfleri yeraltına inen merdivenlerde kilitli bir fiil gibidir. Yeraltındaki hücrelere inenler vardır, oradan çıkanlar yoktur. Duvarlarda kelimeler, insanlarda sessiz çığlıklar… Üst üste yığılı yüzlerce bedensiz giysiler… Kime ait olduklarını hatırlamayan ceketler, gömlekler, ayakkabılar; birbirine karışmış kollar, sahipsiz yakalar… Kumaşlar, etten daha uzun yaşamıştır burada. Akıl, bedenden zorla çıkarılmış bir giysi gibidir, hiç bilinemez artık bir zamanlar kime aittir.
Oysa kendisi değilse zulmün muhatabı, insan her şeyi unutur; hissedemeden hiçbir şeyi seyreder ve geçer. Neden hissedemez insan? Çünkü çağımızın insanı esirdir, bin bir parçaya bölünen kişiliği ile yerin metrelerce altına gömülüdür.
Şimdi Sednaya’yı bildin mi?
Sen Sednaya’sın, O sensin!
Hücrelere tıkıldın, paramparça edildin; gerçeklerden, hakikatten koparıldın. Yüksek duvarların ardına hücrelere tıkıldı farkındalığın; düşünebilme ve hissedebilme yeteneklerin ayrıştırılarak diğer parçalarından izole edildi. Ölmeyecek kadar kirli su ile ve çiğ yiyeceklerle beslediler seni. Her gün zihinsel kapasiten defalarca iğfal edildi, ne bedenin ne de zihnin artık senin. Yerin kaç kat altındasın artık sen de dahil hiç kimse bilmiyor bunu. Yığınla giysin var ve hiçbiri seni örtmüyor. Bununla da kalmıyor üstelik, Sednaya, içinden dışına taşıyor; bireyden topluma yayılıyor ve bir medeniyete dönüşüyor.
Medeniyet dediğin senin Sednaya’ndır artık! Medeniyetin yapıları, seni parçalıyor ve gömüyor; artık adını kimse listelerde bulamıyor; kemiklerin birbirine karıştığı bir toplu mezarda izlerin siliniyor. Bunu sana kim, neden yapıyor? Bunu sana yapan “Beşar Esad”tır, kendini kudret sahibi sanan beşer; sarsılmaz güç sahibi olduğu iddiasıyla anlamı çarpıtmış beşer ve onun sisteminin çürük dişlileridir. Çürük ve iltihaplı zannın medeniyeti, tüm sistemleriyle, insanı Sednaya gibi presliyor, anlamı ve bedeni çarpıtıyor. İşte bu yüzden Sednaya’yı hiç unutmamalısın. Kendi adını unutsan da Sednaya’yı ve sana yapılanları hatırlamalı, hatırlatmalısın. Toplu mezarları kazıp kayıp ve ayrık parçaları birleştirmek senin payın. Her seferinde daha da derine vurmalısın kazmayı, çünkü bu hapishane sandığından daha derin.