HANGİ GELECEK ve KAPİTALİZM?
Muhammed Aydın Yazdı
Bir toplumun geleceğe nasıl baktığı, sadece ekonomik göstergelerle ya da teknolojik gelişmelerle belirlenmez. Gelecek inşası; insanların neye inanacağı, neyi mümkün göreceği ve hangi hayaller uğruna mücadele edeceğiyle ilgilidir. Bu yüzden “Bir toplumun geleceğini kim şekillendirir?” sorusu, aslında “Bir toplumun zihnini kim yönetir/yönlendirir?” sorusuyla aynı anlamı taşır.
Uzun yıllar boyunca bu rol büyük ölçüde siyasetçilere ve devletlere atfedildi. Çünkü gelecek projeleri çoğunlukla iktidarların söylemleriyle kuruldu. Kalkınma planları, büyük altyapı yatırımları, eğitim politikaları ve ulusal hedefler toplumlara bir yön duygusu verdi. Ancak günümüzde tablo değişmiş durumda. Artık geleceği yalnızca siyaset kurumu belirlemiyor.
Kim ya da kimler belirliyor?
Bugünün dünyasında medya, teknoloji şirketleri, sosyal medya platformları ve popüler kültür de toplumların geleceğe dair algısını derinden etkiliyor. İnsanlar artık sadece meydanlarda yapılan konuşmalarla değil; telefon ekranlarından, dizilerden, algoritmalardan ve dijital içeriklerden besleniyor. Bir çocuğun hayalini öğretmeninden çok bir YouTube videosu etkileyebiliyor. Bir gencin başarı tanımı ailesinden ziyade sosyal medyada gördüğü hayatlarla biçimlenebiliyor.
Bu durumun olumlu tarafları olduğu kadar ciddi riskleri de var. Çünkü geleceği şekillendiren güçler artık daha görünmez. Eskiden ideolojiler açıkça tartışılırdı; bugün ise yönlendirme çoğu zaman “trend” adı altında yapılıyor. Ne düşüneceğimizden çok, neye dikkat edeceğimiz belirleniyor. Böylece toplumlar derin düşünce yerine hızlı tüketime, ortak hedefler yerine bireysel vitrinlere yöneliyor.
Oysa sağlıklı bir gelecek inşasını; sadece ekonomik büyüme değil, inanç, eylem(amel), adalet, bilim, kültür ve ahlak üzerine de kurulmalıdır. Eğer bir toplum yalnızca tüketimi yüceltiyor, başarıyı sadece maddi güçle ölçüyor ve gençlerine ortak bir ideal sunamıyorsa, geleceğini başkalarının hayal gücüne teslim etmiş demektir.
Bu noktada en kritik görev liderlere, eğitim kurumlarına ve aydınlara düşüyor. Çünkü geleceği gerçekten şekillendirenler, insanlara düşünme yetisi kazandıranlardır. Ezberleten değil sorgulatan, korkutan değil umut veren, günü kurtaran değil yarını inşa eden anlayışlar toplumları ileri taşır.
Bir toplumun geleceğe dair kurduğu hayal, onun gelecek inşası iddiasını ortaya koyar. Çünkü gelecek inşası; sadece yarının ekonomik planlarını değil, insanın nasıl bir dünyada yaşamak istediğini de ifade eder. İşte tam bu noktada dinler, özellikle de İslam, toplumların geleceğe bakışında önemli bir yere sahiptir.
II.
İslam’ın bu noktadaki en önemli katkısı, geleceği sadece teknik ilerleme olarak görmemesidir. Kur’an’da insanın yeryüzündeki sorumluluğuna sıkça vurgu yapılır. İnsanın üretmesi, düşünmesi, adaletli olması ve emaneti koruması istenir. Yani gelecek; sadece daha güçlü olmak değil; daha inanç, eylem ve erdemi ile bir toplum kurabilmektir.
Ne var ki günümüzde bazı Müslüman toplumların en büyük sorunlarından biri, geçmişle gelecek arasında sıkışıp kalmalarıdır. Bir tarafta geçmişe romantik bir özlem, diğer tarafta modern dünyaya yetişme telaşı vardır. Oysa İslam’ın ilk dönemlerine bakıldığında, Müslümanların kendi çağlarının bilimini, düşüncesini ve üretimini yönlendiren bir özgüvene sahip oldukları görülür. Semerkant’tan İstanbul’a Bağdat’tan Endülüs’e uzanan ilim ve ilmin yaşama dönük birikimi, sadece dini değil; bilimsel ve kültürel bir atılımın da ürünüdür. Bu inancın yeryüzünü imar ve inşa etme bilincidir.
Bugün yeniden güçlü bir gelecek inşası oluşturmak isteyen toplumların, İslam’ı sadece geçmişin hatırası olarak değil, inanç ve inancın eylemini ve bunu düşünsel bir dinamizm olarak okumaları gerekir. Çünkü din, insanı hayattan koparan değil; hayata sorumluluk yükleyen bir anlayış sunduğunda toplumsal dönüşümün önemli bir kaynağı olmaktadır.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta vardır: Dinin siyasetin günlük hesaplarına sıkıştırılması, toplumsal ufku daraltır. İslam’ın evrensel adalet, liyakat, merhamet ve ilim anlayışı yerine dar kutuplaşmalar öne çıktığında, toplumun geleceğe dair ortak hayali de zayıflayacaktır.
III.
Kapitalizm, modern dünyanın en güçlü düzen kurucu sistemi haline geldi. Çünkü yalnızca ekonomiyi değil, insanların hayallerini, ihtiyaçlarını ve hatta kimliklerini de şekillendiriyor. Artık insanlar neye sahip olduklarıyla değil, neyi tükettikleriyle tanımlanıyor. Başarı; bilgi, ahlak ya da toplumsal katkıdan çok, görünür zenginlik üzerinden ölçülüyor.
Bugünün dünyasında gelecek inşası büyük ölçüde piyasanın ihtiyaçlarına göre kuruluyor. Çocuklara “iyi insan” olmaktan önce “rekabetçi birey” olmaları öğütleniyor. Üniversiteler bile çoğu zaman düşünce üretim merkezlerinden çok, iş piyasasına eleman yetiştiren kurumlara dönüşüyor. Böyle bir ortamda insanın değeri, ürettiklerinden çok satın alma gücüyle ölçülmeye başlanıyor.
Kapitalizmin en güçlü yanı, sürekli bir arzu üretmesidir. İnsanlara sahip olduklarının yetmediğini hissettirir. Daha büyük ev, daha yeni telefon, daha hızlı yaşam… Böylece tüketim yalnızca ekonomik bir faaliyet olmaktan çıkar; bir yaşam biçimine dönüşür. Fakat tam da burada ciddi bir çelişki ortaya çıkar: Sürekli tüketim üzerine kurulu bir sistem, insanın inancının gereği huzuru nasıl sağlayabilir ki? Ya da madde ile devam eden hayat manayı es geçebilir mi?
Bugün dünyanın birçok yerinde insanlar daha fazla teknolojiye sahip olmasına rağmen daha kaygılı, daha yalnız ve daha güvensiz hissediyor. Çünkü kapitalizm, maddi imkanları büyütürken ortak anlam duygusunu aynı ölçüde besleyemiyor. Toplumlar giderek bireyselleşiyor; dayanışma kültürü zayıflıyor. İnsanlar birbirine komşu olmaktan çok, birbirinin rakibi haline geliyor.
Çünkü gelecek yalnızca ekonomik grafiklerle kurulmaz. Gelecek aynı zamanda insan-Allah, insan-kâinat ve insan-insan iletişimi meselesidir. Kapitalizm insanlığa büyük imkanlar(!) sundu; fakat insanlığın önündeki asıl sınav, bu imkanların insanı mı büyüteceği, yoksa insanın bu sistem içinde giderek küçülüp küçülmeyeceği meselesidir.
Dünya ve ahiret geleceği inşasında İslam ile yürüyebilmek dileğiyle…


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.