Eğitimin Sorumluluğu Üzerine
Eğitim, insanın yalnızca ne bildiğini değil, nasıl bir insan olacağını da belirleyen en güçlü toplumsal kurumlardan biridir. Bu nedenle eğitim meselesi hiçbir zaman yalnızca okul, sınav, diploma veya meslek edinme meselesi değildir.
Eğitim, aynı zamanda bir toplumun insan tasavvurunu gösterir.
Bugün eğitim sistemlerine baktığımızda ise giderek daha belirgin hale gelen bir soruyla karşı karşıyayız: İnsanı mı eğitiyoruz, yoksa iş gücü mü yetiştiriyoruz?
Kapitalizmin hâkim olduğu çağımızda eğitim, ekonomik sistemden bağımsız düşünülemiyor. Üniversiteler istihdam olanaklarıyla, bölümler piyasanın ihtiyaçlarıyla, öğrenciler ise çoğu zaman gelecekte elde edecekleri gelirle değerlendiriliyor. “Hangi bölümü okumalıyım?” sorusu, çoğu zaman “Hangi bölüm bana daha iyi bir hayat kurar?” anlamına geliyor. Bu sorunun kendisi elbette anlaşılabilir. İnsan emeğinin karşılığını almak ve ekonomik güvence aramak doğal bir ihtiyaçtır. Fakat mesele, -ne üzücü! - eğitimin bütün anlamının bundan ibaret hale gelmesidir.
EĞİTİM NE İÇİNDİR?
İslam düşüncesinde bilgi, yalnızca ekonomik bir araç değildir. Bilgi, insanın kendisini, dünyayı ve Rabbini tanımasının yollarından biridir. Kur’an'ın ilk vahyinin “Oku” emriyle başlaması, İslam’ın bilgiye verdiği önemin sembolik değil eylemsel ifadelerinden biridir.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır: İslam'ın bilgiye verdiği değer, bilgiyi yalnızca biriktirmek anlamına gelmez. Bilginin eylemle hemhal olması ve sonucunda toplumsal değişimin güzel ahlakla neticelenmesi beklenir.
Çok bilen fakat bildiğini adalet için kullanmayan bir insan, İslam'ın ideal insan tasavvurunu karşılamaz. Aynı şekilde yüksek eğitim almış olmak, tek başına iyi ve erdemli bir insan olmanın garantisi değildir.
Bu açıdan bakıldığında eğitimin temel sorularından biri şudur:
“Çocuğumuza ne öğreteceğiz?” kadar “Onu nasıl bir insan olarak yetiştireceğiz?” sorusunu da soruyor muyuz?
Modern eğitim sisteminin en önemli açmazlarından biri burada ortaya çıkıyor. Başarı çoğu zaman ölçülebilir sonuçlarla tanımlanıyor: sınav puanı, diploma, yabancı dil, üniversite, kariyer ve gelir.
Bunların hiçbirinin değersiz olduğunu söylemek mümkün değildir. Fakat insanın vicdanı, merhameti, adalet duygusu, sorumluluk bilinci ve hakikat arayışı bir sınav puanına sığdırılamaz.
DİPLOMA-MUALLİM/ÖĞRETMEN
Modern dünyada eğitim büyük ölçüde diploma üzerinden konuşuluyor. Bir insanın ne bildiğini ve ne yapabileceğini çoğu zaman sahip olduğu belgeler üzerinden anlamaya çalışıyoruz.
Oysa İslam medeniyetinin klasik eğitim anlayışında bilgi ile şahsiyet arasında güçlü bir bağ vardı. Öğretmen/Muallim yalnızca bilgi aktaran kişi değil, aynı zamanda öğrencinin karakter gelişiminde örnek teşkil eden bir şahsiyetti.
Bugün ise öğretmenlik giderek daha fazla teknik bir meslek olarak algılanabiliyor.
Öğretmenin işi müfredatı yetiştirmek, öğrencinin işi sınavı geçmek, velinin işi ise çocuğun başarısını takip etmek haline geldiğinde eğitim mekanikleşiyor.
Belki de bugün yeniden sormamız gereken soru şudur:
Bir öğretmen yalnızca ders anlatan kişi midir, yoksa öğrencisinin insan olma biçimine de dokunan bir muallim/rehber midir?
Bu soru, eğitim politikalarından daha derin bir meseleyi işaret ediyor. Çünkü eğitim, sadece kurumlarla değil, insan ilişkileriyle gerçekleşir.
İslami açıdan eğitim; aklı, ahlakı ve iradeyi birlikte geliştiren bir şahsiyet inşası süreci olarak düşünülmelidir.
Aklı geliştirirken ahlakı ihmal etmek, güçlü fakat sorumsuz bireyler yetiştirme riskini taşır.
Ahlakı önemserken aklı ihmal etmek ise sorgulamayan, eleştirel düşünme becerisi zayıf bireyler ortaya çıkarabilir.
İslam'ın bilgi anlayışının önemli taraflarından biri de bu iki alanı birbirinden bütünüyle koparmamasıdır.
Bilgi insanı hakikate, adalete ve sorumluluğa götürmüyorsa, bilginin insan üzerindeki dönüştürücü etkisi tartışmalı hale gelir.
Bugün yapay zekâdan biyoteknolojiye, ekonomiden nükleer fiziğe kadar insanlığın elinde olağanüstü bir bilgi ve güç birikimi var. Fakat asıl soru artık yalnızca “Ne yapabiliriz?” değil.
“Yapabildiğimiz her şeyi yapmalı mıyız?”
İşte bu sorunun cevabı teknik bilgiden çok inancın yansıması olan ahlaki bir eğitim gerektiriyor.
Her eğitim sisteminin açık bir müfredatı olduğu gibi, bir de görünmeyen müfredatı vardır.
Çocuklar okulda matematik, tarih, fizik veya edebiyat öğrenirken aynı zamanda başarıyı, rekabeti, zamanı, otoriteyi ve toplumsal statüyü de öğrenirler.
Kapitalist toplumlarda bu görünmeyen müfredatın önemli unsurlarından biri rekabettir. Daha iyi okul, daha yüksek puan, daha iyi üniversite, daha prestijli meslek, daha yüksek maaş…
Böyle bir düzen içerisinde çocuk, henüz hayatın ne olduğunu tam olarak anlamadan kendisini başkalarıyla karşılaştırmayı öğrenebiliyor.
Başarı başkasını geçmekle özdeşleştiğinde ise eğitimin anlamı değişiyor.
Oysa İslam'ın ahlaki öğretisinde insanın değeri başkasından üstün olmaya indirgenmez.
İnsan, sahip olduğu servet, makam veya diplomadan önce inancının taşıdığı sorumlulukla değerlendirilir.
Bu sorumluk ise; hayatın anlamını kavrayan, yaratılmış olmanın sorumluluğu ile “toplumsal değişim mefkuresinin tohumunu eylemi ile çatlatan sorumluluk” demektir.
Selam ve muhabbetle…
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.