Muhammed Aydın

Muhammed Aydın

KAPİTALİZM İLE ÜMMETİN FİKRİ SEVİYESİ – I

KAPİTALİZM İLE ÜMMETİN FİKRİ SEVİYESİ – I

KAPİTALİZM İLE ÜMMETİN FİKRİ SEVİYESİ – I

Bir toplumun çöküşü, her zaman savaşlarla, ekonomik krizlerle veya siyasi yenilgilerle başlamaz. Bazen çöküş, insanların düşünmeyi bırakmasıyla; sorgulamanın yerini taklidin, hakikatin yerini çıkarın, ilmin yerini gösterişin almasıyla başlar. Binalar yükselirken fikirler alçalabilir, servetler büyürken ahlak küçülebilir, bilgiye erişim kolaylaşırken hakikati kavrama yeteneği zayıflayabilir.

Bugün ümmetin karşı karşıya olduğu en ciddi meselelerden biri de budur: Ekonomik ve kültürel kuşatmanın ötesinde, fikrî bir çözülme ve zihinsel bir bağımlılık.

Kapitalizm, yalnızca üretim ve tüketim ilişkilerini düzenleyen bir ekonomik sistem olarak kalmamıştır. Zamanla insanın neyi değerli bulacağını, neyi arzulayacağını, neyi başarı sayacağını ve hatta nasıl düşüneceğini belirleyen bir zihniyet dünyası oluşturmuştur. Bu dünyanın merkezinde ise hakikat değil kazanç, erdem değil rekabet, hikmet değil hız, insanın manevi gelişimi değil tüketim kapasitesi bulunmaktadır.

Asıl tehlike, bu zihniyetin ümmetin hayatına dışarıdan nüfuz etmesinden çok, zamanla kendi düşünce biçimimiz hâline gelmesidir.

Çünkü insan, bir müddet sonra kendisini kuşatan düzeni sorgulamak yerine onun ölçüleriyle düşünmeye başlar. Bu ölçüsüzlük ciddi ve derin sorunları beraberinde getirmektedir.

Fikirsizlik başkalarının tahakkümü altına girmektir.

Bir medeniyetin gücü yalnızca sahip olduğu topraklarla, ordularla, sermayeyle veya teknolojik imkânlarla ölçülmez. O medeniyetin gücü, aynı zamanda soru sorabilme cesaretinde, hakikati arama iradesinde, kendi yanlışlarıyla yüzleşebilme ahlakında ve yeni fikirler üretebilme kabiliyetinde saklıdır.

Tarih boyunca İslam medeniyetinin gelişmesinde ilme verilen önem, düşünce geleneği, tartışma kültürü ve farklı disiplinler arasında kurulan ilişkiler önemli rol oynamıştır. Ancak bugün bu mirası anmakla onu yeniden üretmek arasındaki farkı çoğu zaman gözden kaçırıyoruz.

Geçmişin büyük âlimlerini sayabiliyoruz fakat onların hangi soruları sorduklarını, nasıl düşündüklerini ve hangi yöntemlerle hakikati aradıklarını yeterince konuşmuyoruz. Geçmişin ihtişamını anlatırken bugünün fikrî sorumluluğunu ihmal ediyoruz.

Bir medeniyetin geçmişiyle övünmesi kolaydır; zor olan, o geçmişin düşünsel cesaretini bugüne taşıyabilmektir.

Bugün bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay. Fakat bilgiye ulaşmanın kolaylaşması, düşüncenin derinleştiği anlamına gelmiyor. İnsanlar uzun metinleri okumadan hükümler verebiliyor, meseleleri araştırmadan taraf tutabiliyor, bir düşüncenin doğruluğunu delilleriyle değil, hangi gruptan geldiğiyle ölçebiliyor.

Böyle bir ortamda fikir, hakikati aramanın aracı olmaktan çıkarak aidiyet gösterisine dönüşüyor.

Artık birçok insanın temel sorusu, “Bu düşünce doğru mu?” değil, “Bu düşünce bizim tarafımızı güçlendiriyor mu?” oluyor.

İşte fikrî çöküşün en belirgin işaretlerinden biri budur. Ki;

Düşünceyi metalaştıran Kapitalizmdir.

Kapitalizmin en güçlü mekanizmalarından biri, insanın dikkatini ve arzusunu ekonomik değere dönüştürebilmesidir. Günümüzün dijital dünyasında düşünceler, haberler, tartışmalar ve hatta öfke bile birer tüketim nesnesine dönüşebiliyor.

Dikkat çekmek, anlam üretmenin önüne geçiyor. Çok konuşmak, derin düşünmenin yerini alıyor. Görünür olmak, faydalı olmanın önüne geçiyor.

Bir fikrin kıymeti, taşıdığı hakikat veya topluma sağladığı katkıyla değil, kaç kişiye ulaştığıyla ölçüldüğünde düşünce dünyası da piyasanın kurallarına teslim olmaya başlıyor.

Bu düzen, insanı sürekli tepki vermeye teşvik ediyor; fakat düşünmeye yeterince zaman bırakmıyor. Herkesin konuştuğu, az kişinin dinlediği; herkesin hüküm verdiği, az kişinin araştırdığı bir toplum ortaya çıkıyor.

Ümmetin fikrî seviyesindeki gerilemeyi yalnızca ekonomik sisteme bağlamak elbette eksik olur. Eğitimdeki sorunlar, kurumsal yetersizlikler, düşünce özgürlüğünün sınırları, siyasi kutuplaşma ve okuma kültüründeki zayıflık da bu tablonun parçalarıdır. Ancak kapitalizmin dikkat ve tüketim merkezli mantığı, bu sorunların bir bölümünü derinleştiren güçlü bir etkendir.

Çünkü derinlik zaman ister; oysa tüketim kültürü hız ister. Hakikat sabır ister; oysa piyasa sürekli yeni bir uyarıcı sunar. Nitelikli düşünce emek ister; oysa gösteri kültürü kolay başarı vaat eder.

Böylece fikir insanı yetiştirmek yerine, gündemin peşinden sürüklenen kalabalıklar üretmek kolaylaşır. Tam burada;

Dindarlığın fikrin derinliğinden kopuşu…

Burada daha hassas bir soruyla yüzleşmek gerekiyor: Dindarlığımız, düşünce dünyamızı ne kadar dönüştürüyor?

İslam'ın ilk emrinin okumaya ve vahyin insanı düşünmeye çağırmasına rağmen, bugün dinî meselelerde bile yüzeyselliğin yaygınlaşması üzerinde durmamız gerekir. Ayetleri bağlamından koparmak, hadisleri araştırmadan aktarmak, karmaşık meseleleri birkaç slogana indirgemek ve her türlü eleştiriyi düşmanlık olarak görmek sağlıklı bir düşünce geleneğinin gelişmesini engellemektedir.

Dinin hakikat iddiasını savunmakla kendi yorumumuzu eleştiriden muaf tutmak aynı şey değildir. İnanca bağlılık, aklı devre dışı bırakmayı gerektirmez. Aksine, düşünce geleneğimizin güçlü damarları, delil aramayı, ihtilafı tartışmayı ve ilim karşısında sorumluluk taşımayı önemsemiştir.

Ne var ki bazı çevrelerde bilgi sahibi olmak yerine bir otoritenin sözünü tekrarlamak, meseleyi anlamak yerine tarafını ilan etmek, ahlaki tutarlılık geliştirmek yerine karşı tarafın hatalarını sıralamak daha kolay bir yol hâline gelebiliyor.

Bunun sonucunda dinî kavramlar çoğalırken düşünsel derinlik aynı ölçüde artmayabiliyor. İnsanlar hakikati savunduklarını düşünürken kendi kanaatlerini hakikatin kendisiyle özdeşleştirebiliyor.

Oysa hakikate bağlılık, insanın kendi yanılma ihtimalini de kabul etmesini gerektirir.

Bir ümmetin fikrî olgunluğu, yalnızca ne kadar konuştuğuyla değil ne kadar okuyup araştırdığıyla ve ne kadar kesin hükümler verdiğiyle değil; ne kadar sağlam delillere dayandığıyla ölçülür.

Devam yazımızda buluşmak ümidiyle…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Muhammed Aydın Arşivi